Oscar And The Wolf’un aydınlık karanlığı

Röportaj: Gülşah Aydın

27-28 Ocak’ta iki gece üst üste Babylon’da sahne alan Oscar and the Wolf’un İstanbul’daki ilk performanslarının biletleri kısa sürede tükenmişti. İstanbullu hayranları ile Babylon’da buluşan Belçikalı elektro-pop grubu,  4 Haziran’da, Babylon Kilyos’taki Soundgarden Festivali’nde sahnede almıştı. Oscar and the Wolf üyesi Max Colombie ile İstanbul’daki provaları esnasında yaptığımız sohbete buyurun.

İstanbul ortamı sence nasıl?

Burayı seviyorum, çünkü İstanbul’un ortamı bence muhteşem. İnsanlarını da seviyorum çünkü iyi giyiniyorlar, enerjik ve canlılar.

İstanbul’da bu kadar fazla hayranınız olmasına şaşırdınız mı?

Evet, bu kadar fazla hayranımız olduğuna biraz şaşırdığımı söyleyebilirim. İki konserimizin biletleri de tükendi. Bundan sonraki konserimizin daha da büyük olacağını umuyorum.

Türkiye müzik sahnesinden herhangi bir müzisyeni tanıyor musun?

Evet, bildiğim biri var. Yarı Türk, yarı Belçikalı, ismi Hadise’ydi. Siz biliyor musunuz emin değilim?  

Hadise mi? Pop şarkıcısı. Evet. Onu seviyor musunuz?

Aslında Türkçe söylemeye başladığından beri neredeyse hiç dinlemedim. Yani çok da iyi bildiğimi söyleyemeyeceğim.

Sabahları uyanmak için seni motive eden şey nedir?

Bu sabah beni motive eden herhangi bir şey yoktu, ama genel olarak güneşin doğuşu diyebilirim. Güneş doğduğu zaman gerçekten dışarı çıkmak istiyorum. Belçika’da çok fazla güneşli gün olmuyor. Ben de haliyle güneşi yakaladığım zaman uyanmak istiyorum.

Karanlıktan korkar mısın? Yoksa karanlıkta huzur bulanlardan mısın?

Karanlık duygularda bir huzur olduğunu düşünüyorum, ama genel olarak her yerin karanlık olduğu bir an düşünecek olursak, evet, korkarım. Zifiri karanlıktan hiç hoşlanmam.

O zaman akşam insanı değil de sabah insanı olduğunu söyleyebilir miyiz?

Aslında hayır, çok da sabah insanı olduğumu söyleyemem. Çünkü Belkçika’da güneş çoğu zaman ortalıkta yok, ben de bu yüzden akşamları daha çok seviyorum sanırım. Geceleri daha az stresli hissediyorum. Sabahları yapacak daha çok şey oluyor. Akşamları ise daha sakin geçiyor.

Şarkı yazarken kafanı toplamakta zorlandığın oluyor mu?

Şarkı yazarken genellikle onların kendiliğinden ortaya çıkmasını istiyorum. Dolayısıyla konsantre olmak ya da olamamak beni çok da etkilemiyor. Aslında yazarken konsantre olamamam gibi bir durum söz konusu değil. Dediğim gibi, şarkıların kendiliğinden ortaya çıkmasını istiyorum.

Oscar & The Wolf - Aistriu I Babylon Acoustic Session 

O halde uzun geceler ve emprovizasyonlarla dolu provalar yerine daha organik bir şarkı yazma süreci izlediğini söyleyebilir miyiz?

Hayır, genellikle bir şarkının ardından diğerini kaydederek ilerliyorum. Bilgisayarıma dışarıdan baktığınızda çok kaotik gözükebilir, fakat garip bir şekilde bu karmaşayı kontrol etmeyi başarıyorum.

Müzisyen olmak ve bunu bir meslek haline getirmek istediğine ne zaman karar verdin?

Kiramı ödeyebilir hale geldiğim zaman.

İlk konserini nerede vermiştin ve kaç kişi gelmişti?

İlk konserimiz Ben Howard’dan önce çaldığımız konserdi. Yaklaşık 500 kişi vardı. Ondan altı ay sonra ilk kez tek başımıza konser verdik ve o konserde yaklaşık 250 kişi bizi izledi.

Oscar & The Wolf - Bloom I Babylon Acoustic Session 

Bu rakamlar yeni bir grup için çok fazla! Heyecanlanmış mıydınız?

Ben genellikle dışarı çıktığımda biraz tedirgin oluyorum, çoğu zaman bu böyle. Heyecanlanmıştık, evet. Eğlenceyle karışık bir heyecan vardı.

Sahnedeyken farklı bir kimliğe bürünüyor musun?

Bir şekilde bürünmem gerekiyor. Normal halimle çıkarsam yolunu kaybetmiş bir köpek yavrusundan farkım kalmaz.

Sence bu hayranlarını mutlu ediyor mudur?

Bilmiyorum... Dediğim gibi diğer türlü sıkıcı, sessiz ve enerjisiz olabilirdim. Devam etmek istiyorsam, bu şekilde bir karakter yaratmam şarttı.

Sıkça akustik konserler veriyor musunuz?

Aslında Oscar & The Wolf, akustik bir proje olarak başlamıştı; çünkü genellikle evde, salonda veya bunun benzeri yerlerde çalıyorduk. Sonra bir şekilde elektronik bir projeye evrildi. Yani bu şarkıların çoğu akustik olarak kaydedildi. İlk önce piyanoda çalıp üzerine elektronik eklemeleri yaptığımız için birçoğu piyano altyapılı diyebilirim.

Şarkılarınızda devamlı olarak bahsettiğiniz ortak bir hikaye var mı?

Evet, en basitinden, cazibeyi bir şekilde sahiplendiğimizi söyleyebilirim. Tıpkı Disney’in Uyuyan Güzel’inde olduğu gibi. Onun da etkilendiği koyu yeşil bir ışık vardı; fakat aynı zamanda onu yok edecek olan bir şeye de ilgi duyuyordu. Bizim şarkılarımızdaki hikayeler de buna benziyor.

Konserlerinde hayranlarınla nasıl bir bağ kuruyorsun?

Bazen kalabalığa bakıyorum ve insanların çok eğlendiğini görüyorum. Bu gerçekten hayran olunacak bir şey ve aynı zamanda çok da komik gelebiliyor. Herkesin kendi olduğu ve rahatça eğlendiğini görmek çok güzel bir şey ve bu zaman zaman bana çok komik geliyor. Sonra gülmeye başlıyorum.

Sahnedeyken aşık olduğun veya beğendiğin biri oldu mu?

Bir kız vardı, Türk’e benziyordu ve çok güzeldi. Yine tanıştığım başka bir kız vardı, yarı Türk yarı Avustralyalıydı. Bizimle birlikte bir partiye gelmişti ve çok iyiydi. Genel olarak iyi insanlarla tanışmak harika bir şey. Dün de bir sürü mükemmel insanla tanıştığımı söyleyebilirim.

Oscar & The Wolf - Undress I Babylon Acoustic Sessions 

Sigur Rós gibi önemli bir grubun da yer aldığı plak şirketi PIAS ile anlaştınız. Nasıl hissediyorsunuz?

Tabii ki en başta, ilk anlaştığımız zaman, biraz garipti. PIAS’ın web sitesine girdiğimde ve orada yazan isimleri gördüğümde delirmiştim. Daha sonra anladım ki gerçekten büyük isimlerle çalışıyorlar, ama aslında herkes gibi onlar da size müziğinizi duyurmanızda yardımcı olan bir plak şirketi. Birlikte çalışmak için gerçekten çok iyiler ve albümün kayıt aşamasından sonraki süreçlere, daima işin içindeler. Albümü en başından itibaren, her detayına kadar bilmek ve dahil olmak istiyorlar. Bunu da kötü bir şekilde değil, yardımcı olarak yapıyorlar. Sanatsal konulardaki kararlara karışmıyorlar, her zaman sanatçıya bırakıyorlar. Ancak bir şeye ihtiyacınız varsa hemen ona yönelik fikir geliştirebiliyorlar.

İstanbul’daki dinleyicilerinize söylemek istediğiniz bir şey var mı?

Herkese çok teşekkürler, burada olmak gerçekten harikaydı ve tekrardan sizlerle olmak için can atıyoruz. Alternatif isimler listesinde albümümüzün bir numarada olduğunu öğrendik. Bunun için de teşekkürler!

İsminiz nereden geliyor?

Bu benim fikrimdi. Şarkıları yazarken her zaman karanlıkla aydınlığın arasındaki dengeyi korumaya çalışıyorum. Dolayısıyla, hem karanlık hem de aydınlık bir isim aradım. Oscar, Wolf’un ikinci kimliği oldu. Max ismini kullanmak istemedim çünkü Wolf ile birlikte çok da iyi tınlamadığını düşündüm. Oscar daha şiirsel bir isim. Wolf da karanlıkta ve dolunayda ortaya çıkan bir karakterdi.

Bir Oscar Wilde hayranı olduğunu söyleyebilir misin?

Evet, aslında söyleyebilirim. Ama Allen Ginsberg’ü ve onun yazdıklarını daha çok severim. Onu keşfettiğimde daha önce hiç öyle bir şey görmemiştim. Onun metaforlarında resmen kendimi buldum.